Göbeklitepe’yi dünya kültür mirasına kazandırmakla bilinen Alman Arkeolog Klaus Schmidt, 20 Temmuz 2014 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. Schmidt’in ölümünün ardından Göbeklitepe için çok farklı teoriler ortaya atıldı. Gizemli alanlar ilgili zaman zaman komplo teorileri bile dile getirildi.Uzaya açılan kapı olarak nitelendirilen, dünyayı yöneten egemen güçler tarafından kazıların durdurulduğu iddialarıyla da gündeme gelen Göbeklitepe için Alman Arkeolog Klaus Schmidt’in Eşi Çiğdem Köksal Schmidt’ten önemli bir açıklama geldi.Sosyal medya hesabından gündeme ilişkin paylaşımlarda bulunan Schmidt şunları ifade etti:“Ben Klaus’un yokluğunun onuncu yıl dönümünün ağırlığını taşımaya çalışırken sosyal medya komplo teorileri ile dolmuş. Eşimi saygıyla anan paylaşımların altına bile olmadık şeyler yazılmış. Göbeklitepe’de 2003-2007 yılları arasında yaptığımız jeomanyetik ve georadar ölçümleri ile kazı yapmadığımız alanlarda da, kazı yaparak ortaya çıkardığımız T- biçimli dikilitaşların bulunduğu yuvarlak yapıların yan yana çok sayıda olduğunu tespit edebildik, yayınlarda paylaştık bu muhteşem veriyi.Bu veri çok değerliydi Göbeklitepe’yi anlamak için, Klaus bunu hiçbir zaman hepsini bir an önce kazıp ortaya çıkaralım, dikilitaş avına çıkalım hırsına dönüştürmedi tabii ki. Gelecek nesillerin, yeni sorularla, yeni yöntemlerle araştıracakları bir kaynak olarak gördü ve geleceğe bıraktı. ‘KAZILAR DURDURULMADI’
Ağaçlar konusu da şöyle; 2005 yılında kamulaştırma süreci başlatılacaktı, Gaziantep Anıtlar ve Röleve Kurulu’ndan bir ekip gelip Klaus ile birlikte birinci derece SİT alanı sınırlarını tanımladı. Birkaç ay sonra kazı sezonu için döndüğümüzde tüm araziye zeytin fideleri dikildiğini gördük. Kamulaştırma kurallarına göre hem arazi verimliliğine, hem ağaç sayısına göre değer biçiliyordu. Buna göre belirlenen fiyat yine Klaus’un emekleri ile bulunan kazı bütçesinden ödendi. SİT alanı ilan edildi. Eski tarla sahipleri bir süre paralarını almayarak karara itiraz etmeye çalıştılar, sonra aralarından biri parasını alınca işlem sona erdi. Klaus niye o kadar çok ödedik, niye itiraz ettiler gibi soruları hiç sormadı, sitem etmedi. Ağaçlar ilk yıllarda yerinden sökülüp başka yere dikilseydi yaşamlarına devam edebileceklerdi, bunu birkaç kez söyledi Klaus ağaç sahiplerine, ama istemediler. Ağaç sökmek araştırma ekibinin görevi değildir, biz üstümüze düşeni yapmıştık. O zeytinler de inadına çorak arazide çok güzel büyüdüler, zeytinyağını bilmeyen köy kendi yağını üretmeye başladı. Kazılar durdurulmadı. Ağaçlar bir şey saklamak için değil tamamen ticari kaygılarla eski tarla sahipleri tarafından ekildi. Bunların artık canlı olarak yerinden kaldırılması, sökülmesi mümkün değil. Yeni kazı yapılacaksa, bu alanlarda kesilmeleri kazı ilerledikçe köklerin dikkatlice temizlenmeleri gerekir. ‘BAKANLIĞIN VE KAZI BAŞKANLIĞININ TERCİHİDİR’
Klaus’ un geniş çaplı kazı ve araştırma projesi 2020 yılına kadar devam edecekti. 20.07.2014 tarihinde, son kazı sezonundan döndüğümüz, işlerimizi bitirip rahat ettiğimiz bir hafta sonunda Almanya’da, deniz kenarına yaptığımız bir gezi sırasında ani ve ağır bir kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıldı. Yanındaydım, elini tutup bana dönmesi için sesleniyordum ona. Onun ardından kazı ekibi de, kazı araştırma programı da değişti. Ben de sonsuz mobbing ataklarına dayanamayıp 2016 yılında istifa edip ekipten ve Göbeklitepe’de katıldığım faal çalışmalardan ayrıldım. Her şeyi komplo teorileri ile açıklamaya çalışıp kolaya kaçmak, saçmalıklara saplanmak yerine Göbeklitepe’de 20 yıl boyunca büyük emeklerle yapılan çalışmaları anlamaya, Göbeklitepe’yi korumak için fikir üretmeye davet ediyorum herkesi. Geniş çaplı kazı ve araştırma çalışmalarının devam etmemesi, daha çok turizme yönelik uygulamalara ağırlık verilmesi tamamen Kültür Bakanlığı’nın ve yeni kazı başkanlığının tercihidir. ‘HAZIR BİR PROJE BIRAKMIŞTIR’
Zeytin ağaçlarının olduğu alanlarda kazı yapılmak isteniyorsa bunun da yolu açıktır. Klaus aramızdan ayrıldığında her yönüyle “hazır” bir proje bırakmıştır. Kamulaştırma ve tescil süreci tamamlanmış, kazı alanı bekçisinden, ekibine, kazı malzemesine, dünya çapında bilinirliğine UNESCO dünya kültür mirası başvurusundan, yapılacak koruma çatısının ödeneğinin bulunmuş olmasına kadar, her yönü ile hazır bir proje. Ne Vatikan’ın, ne İngiltere’nin, ne pek zengin bilmem kim ailesinin, kısaca bizi hiç “sevemeyen dış mihrakların” konuyla ilgisi yoktur.”
Ağaçlar konusu da şöyle; 2005 yılında kamulaştırma süreci başlatılacaktı, Gaziantep Anıtlar ve Röleve Kurulu’ndan bir ekip gelip Klaus ile birlikte birinci derece SİT alanı sınırlarını tanımladı. Birkaç ay sonra kazı sezonu için döndüğümüzde tüm araziye zeytin fideleri dikildiğini gördük. Kamulaştırma kurallarına göre hem arazi verimliliğine, hem ağaç sayısına göre değer biçiliyordu. Buna göre belirlenen fiyat yine Klaus’un emekleri ile bulunan kazı bütçesinden ödendi. SİT alanı ilan edildi. Eski tarla sahipleri bir süre paralarını almayarak karara itiraz etmeye çalıştılar, sonra aralarından biri parasını alınca işlem sona erdi. Klaus niye o kadar çok ödedik, niye itiraz ettiler gibi soruları hiç sormadı, sitem etmedi. Ağaçlar ilk yıllarda yerinden sökülüp başka yere dikilseydi yaşamlarına devam edebileceklerdi, bunu birkaç kez söyledi Klaus ağaç sahiplerine, ama istemediler. Ağaç sökmek araştırma ekibinin görevi değildir, biz üstümüze düşeni yapmıştık. O zeytinler de inadına çorak arazide çok güzel büyüdüler, zeytinyağını bilmeyen köy kendi yağını üretmeye başladı. Kazılar durdurulmadı. Ağaçlar bir şey saklamak için değil tamamen ticari kaygılarla eski tarla sahipleri tarafından ekildi. Bunların artık canlı olarak yerinden kaldırılması, sökülmesi mümkün değil. Yeni kazı yapılacaksa, bu alanlarda kesilmeleri kazı ilerledikçe köklerin dikkatlice temizlenmeleri gerekir. ‘BAKANLIĞIN VE KAZI BAŞKANLIĞININ TERCİHİDİR’
Klaus’ un geniş çaplı kazı ve araştırma projesi 2020 yılına kadar devam edecekti. 20.07.2014 tarihinde, son kazı sezonundan döndüğümüz, işlerimizi bitirip rahat ettiğimiz bir hafta sonunda Almanya’da, deniz kenarına yaptığımız bir gezi sırasında ani ve ağır bir kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıldı. Yanındaydım, elini tutup bana dönmesi için sesleniyordum ona. Onun ardından kazı ekibi de, kazı araştırma programı da değişti. Ben de sonsuz mobbing ataklarına dayanamayıp 2016 yılında istifa edip ekipten ve Göbeklitepe’de katıldığım faal çalışmalardan ayrıldım. Her şeyi komplo teorileri ile açıklamaya çalışıp kolaya kaçmak, saçmalıklara saplanmak yerine Göbeklitepe’de 20 yıl boyunca büyük emeklerle yapılan çalışmaları anlamaya, Göbeklitepe’yi korumak için fikir üretmeye davet ediyorum herkesi. Geniş çaplı kazı ve araştırma çalışmalarının devam etmemesi, daha çok turizme yönelik uygulamalara ağırlık verilmesi tamamen Kültür Bakanlığı’nın ve yeni kazı başkanlığının tercihidir. ‘HAZIR BİR PROJE BIRAKMIŞTIR’
Zeytin ağaçlarının olduğu alanlarda kazı yapılmak isteniyorsa bunun da yolu açıktır. Klaus aramızdan ayrıldığında her yönüyle “hazır” bir proje bırakmıştır. Kamulaştırma ve tescil süreci tamamlanmış, kazı alanı bekçisinden, ekibine, kazı malzemesine, dünya çapında bilinirliğine UNESCO dünya kültür mirası başvurusundan, yapılacak koruma çatısının ödeneğinin bulunmuş olmasına kadar, her yönü ile hazır bir proje. Ne Vatikan’ın, ne İngiltere’nin, ne pek zengin bilmem kim ailesinin, kısaca bizi hiç “sevemeyen dış mihrakların” konuyla ilgisi yoktur.”















