Toplumsal Beklentiler Çalıştayı

Toplumsal Beklentiler Çalıştayı İlkini İstanbul Ümraniye Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirdikleri çalıştayın raporunu kamuoyu ve STK'lar ile paylaştılar.

Ak Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı, 3 dönem İstanbul Milletvekilliği de yapmış, Ak Parti eski MKYK üyeliğinde de bulunmuş Metin Külünk;Ak Parti Mardin Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı, Temel Strateji Araştırma Merkezi Kurucusu, Araştırmacı ve Yazar Abdurrahim Temel (Semavi) ve Bir Avuç İnsan Platformu kurucularından, Kasımpaşa Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Hacıoğlu, ÖGESEN Genel Başkanı Doç. Dr. Vahdet ÖZKOÇAK Moderatörlüğünde şehrimizde düzenlenen Toplumsal Beklentiler Çalıştayında yer aldılar. 
İlkini İstanbul Ümraniye Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirdikleri çalıştayın raporunu kamuoyu ve STK’lar ile paylaştılar.

 

Cumhuriyetimizin 100.Yılında, Türkiye Yüzyılı perspektifinde Devleti ve Vatandaşı ile tek 
yumruk olan ülkemizin ikinci Yüzyılında da kuruluş felsefesi doğrultusunda atacağı adımlar, 
sadece bölgemizde değil milyonların sabırsızlıkla ve gururla beklediği coğrafyalarda da 
merakla izlenmektedir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve önderliğinde oluşan bu 
atmosferde vatandaşlarımızın makul bazı istekleri, beklentileri ve sorunlarının çözüme 
kavuşması hususunda; 1 Avuç İnsan Platformu olarak sağımıza solumuza bakmadan, sokağın 
sesini değerli siyasilerimize ve yetkililerimize iletmek üzere ’Toplumsal Beklentiler 
Çalıştayı’nı düzenlemenin gururunu yaşamaktayız.
1 Avuç İnsan Platformu ve Düzenleme Kurulu olarak; onlarca STK’nın katılımıyla 
gerçekleştirilen çalıştay sonuçlarının Devletimize ve Milletimize şimdiden hayırlı olmasını 
Allah’tan niyaz eder, katılımcılara ve destek veren herkese saygılarımızı sunarız.
Hüseyin Hacıoğlu - Doç. Dr. Vahdet Özkoçak
Toplumsal Beklentiler Çalıştayı
Düzenleme Kurulu
 Abdurrahim TEMEL (SEMAVİ)
Prof. Dr. Orhan ÖZBEY
Doç. Dr. Vahdet ÖZKOÇAK 
Hüseyin HACIOĞLU
Necdet MERAL
Ahmet ÖZDEMİR
Raportörler
Dr. Merve ÇELİK VAROL
Doç. Dr. Vahdet ÖZKOÇAK
1. ÇALIŞTAYIN AMACI
Bir Avuç İnsan Platformu’nun 22.10.2023 pazar günü, Ümraniye Belediyesi Toplantı 
Salonu’nda gerçekleştirmiş olduğu “Toplumsal Beklentiler” isimli çalıştayın amacı farklı 
toplumsal konuları ve sorunları dile getirerek bu sorunlara yönelik somut çözüm yolları aramak 
ve bunları rapor haline getirmektir. Söz konusu temel amaç doğrultusunda;
- Kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili sorunları dile getirmek ve çözüm yolları geliştirmek,
- Gençler ve adölesanlar ile ilgili sorunlara yönelik çözüm önerileri sunabilmek,
- Aile birliği ve aileyi korumak üzerine çözüm yolları bulmak ve geliştirmek,
- Toplumsal ve küresel sorunlara yönelik çareler aramak,
- Yapı kayıt konusunda sorunlar yaşayan kişi ve grupların sorunlarına yönelik öneriler
sunabilmek amacıyla 5 farklı konu ve çok sayıda alt başlık belirlenmiş ve tartışılmıştır.

2. ÇALIŞTAYIN YÖNTEMİ
Yerli uzmanlar, dernekler, gruplar ve farklı Sivil Toplum Kuruluşları tarafından bildirilerin 
sunulmasını ve toplumsal beklentilere dair sonuç raporunun hazırlanmasını hedefleyen söz 
konusu çalıştay 3 aşamada gerçekleştirilmiştir.
1. Aşama: Uzmanların, derneklerin ve grupların raporlarının incelenerek, görüşlerinin 
alınması.
2. Aşama: Çalıştay Komisyonunda görev alan kişilerin sorunlara dair bilgileri kayıt altına 
alması.
3. Aşama: Toplumun beklentilerine dair görüş ve önerilerin dinlenilmesi ve söz konusu 
bilgilerin kayıt altına alınması.
3. ÇALIŞTAY KAPSAMINDA ELE ALINAN KONULAR VE TOPLUMSAL 
BEKLENTİLER
22.10.2023 tarihinde Pazar günü gerçekleştirilen “Toplumsal Beklentiler” isimli çalıştayda 5 
farklı toplantı masası oluşturularak, her grupta raporlamayı yapan 1 adet raportör 
görevlendirilmiştir. Bu bağlamda, her grubun raportörü çalışılan konu ve grup üyelerinin bilgi 
notlarına dayanarak birer masa raporu hazırlamıştır. Ayrıca her grup ilgilenmiş olduğu konuya 
yönelik bilgi notlarını masaları üzerinde hazır bulundurarak gerektiğinde Çalıştay Komisyon
Üyelerinin incelemelerini sağlamıştır. Bu adımların yanı sıra baş raportörler her çalışma 
masasında bulunarak, sorunların temeline inilmiş ve çözüm önerileri detaylandırılmaya 
çalışılmıştır. Sonuç olarak her grup raportörü tarafından hazırlanan raporlar birleştirilerek 
çalıştay raporu haline getirilmiştir.
3.1. Kamu Kurum ve Kuruluşları İle İlişkiler / İlgili Sorunlar
Bu başlık altında aşağıda yer alan konulara yönelik çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır:
3.1.1. Akademisyenlerin Yaşadığı Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Toplumsal Beklentiler Çalıştayı kapsamında akademisyenlerin en önemli sorunlarından 
“akademik eş” ve “akademik zam” gibi konuların önemi ve gerekliliği gündeme gelmiştir. Bu 
bağlamda; eş ve sağlık durumu ile ilgili zorunlu halleri kanıtlanmış/ kanıtlanabilir hal ve 
durumlarda, geçiş yapılacak/ yapılabilecek üniversitelerin atama kriterlerini karşılaması koşulu 
ile kadro ilanına gerek duyulmaksızın naklen geçiş hakkı olması gerekliliği konusunun önem 
arz ettiği dile getirilmiştir. Günümüzde ülkemiz sınırları içerisinde pek çok akademisyenin eş 
durumundan mağdur olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla aile bütünlüğünün sağlanabilmesi ve 
korunabilmesi, çocukların tam bir aile ortamında büyüyebilmesi, akademisyenlerin en önemli 
görevleri ve ödevleri arasında yer alan bilim üretiminin sağlıklı bir biçimde 
gerçekleştirilebilmesi adına “akademik eş” durumunun bir zorunluluk haline geldiği 
belirtilmiştir.
Diğer kamu çalışanlarının sahip olduğu özel hakların akademisyenler için de geçerli olması 
talebi gündeme getirilmiştir. Bununla birlikte akademisyenlerin en önemli sorunlarından biri 
olarak karşımıza çıkan geçim sıkıntısı asıl görevi bilim üretmek olan bu meslek grubunun 
önünde bir engel teşkil etmekte; akademisyenler orta gelir sarmalında sıkışmakta ve bilim/bilgi 
üretme sorumluluğu olan bu meslek grubu ekonomik zorluklar ile boğuşmak zorunda 
kalmaktadır. Bununla birlikte vakıf üniversitelerindeki iş yükü ve ders saatlerinin devlet 
üniversitelerine kıyasla çok daha ağır olması, 12 saat ders yükü yerine dönem içerisinde 18 saat 
ders yüküne varan uygulamaların söz konusu olması akademisyenlerin bilim üretebilmeleri 
adına önemli bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Vakıf üniversitelerindeki iş yükünün fazla 
olmasına rağmen devlet üniversitelerindeki maaş skalasının halen yakalanamaması “eşit işe, 
eşit ücret” politikasına zarar vermektedir. Bununla birlikte YÖK’ün devlet ve vakıf 
üniversitelerindeki maaş eşitlemesi ile ilgili düzenlemelerine rağmen bazı vakıf 
üniversitelerinin maaş eşitlemelerini halen gerçekleştirmemeleri ve hak kaybına uğramaları da 
önemli bir mağduriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca 50-D Araştırma Görevlilerinin
mağduriyetleri devam etmekte olup, 2014-2021 yılları arasında 50-D kadrosunda Araştırma 

Görevlisi olarak görev alan ancak şu an işsiz olarak yaşamına devam eden pek çok 
akademisyenin mağduriyeti söz konusudur. Bu bağlamda, çalıştay kapsamında 2018-2021 
yılları arasında mezun olan Araştırma Görevlileri için gerekli çalışmaların yapılarak kendilerine 
istihdam alanı yaratılması gerekliliği de talep edilmiştir.
YÖK Gelecek Projesi olarak duyurulan 100/2000 Projesi kapsamında alınan genç 
araştırmacılar, doktora sonrası kadro güvencesi ve aldıkları devlet katkısı (burs) miktarlarının, 
projenin başladığında duyurulan şartlar ile devam etmesini talep etmektedir.
Akademisyenlerin en önemli sorunlarından biri de 2024 Mart ayında uygulamaya konacak olan 
Doçentlik kriterleri değişikliğidir. Bilindiği gibi Yüksekokullarda, Lisansüstü eğitim 
programları olmadığı için bu okullarda sadece ön lisans düzeyinde dersler verilmektedir. 
Dolayısıyla 2014 Mart ayında söz konusu olacak olan kriterler gereği söz konusu durum bir 
eşitsizlik yaratmaktadır. Kimsenin bu okullardaki on binlerce hocanın önünü kesmeye hakkı 
olmadığı gibi, Anayasamızda yer alan "Eğitim herkesin hakkıdır" maddesi ile de çok ciddi bir 
şekilde çelişmektedir. Söz konusu mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep edilmektedir. 
Diğer bir deyişle, 2024 Mart ayından geçerli olacak yeni doçentlik kriterleri de önemli sorunlara 
yol açmakla birlikte revizyon gerektirdiği düşünülmektedir. Kademeli bir geçiş yerine 
öngörülebilirliğe aykırı olarak aniden getirilen ağır şartlar akademik camiada huzursuzluğa yol 
açmıştır. Özellikle Fen, Sosyal Bilimler, Sağlık gibi çok farklı alanlarda aranan benzer şartlar, 
anahtar kelimeler, kitap editörlüğü ve kitap yazarlığı gibi bazı temel konularda yapılan radikal 
değişiklikler paydaşların görüşleri de alınarak revize edilmelidir. Doçentliğin kimsenin 
erişemediği değil hak edenin eriştiği bir kadro olduğu düşünülerek doçentlik kriterlerinin bu 
doğrultuda düzenlenmesi önem arz etmektedir.
Akademisyenler ile ilgili diğer bir önemli husus da “yeşil pasaport” konusudur. Üniversitelerde 
öğretim elemanları 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu çerçevesinde 3 sınıfta istihdam 
edilmektedir. Bunlar :
1- Öğretim Üyeleri (Profesör, Doçent ve Yardımcı Doçent)
2- Öğretim Görevlileri ve Okutmanlar (Öğretim Görevlileri ve Okutmanlar)
3- Öğretim Yardımcıları (Araştırma Görevlisi, Uzman, Çevirici, Eğitim-Öğretim 
Planlamacısı)

"5682 sayılı Pasaport Kanunu"nun 14 üncü maddesinde Hususi Damgalı Pasaportun 
kimlere verileceği hüküm altına alınmıştır.Söz konusu maddede; "Türkiye Büyük Millet 
Meclisi eski üyeleri, eski bakanlar ile birinci, ikinci ve üçüncü derece kadrolarda bulunan 
veya bu kadrolar karşılık gösterilmek veya T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilip emekli 
kesenekleri bu derecelerden kesilmek suretiyle sözleşmeli olarak çalıştırılan Devlet 
memurları ve diğer kamu görevlileri ile birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış 
olan belediye başkanlarına; diplomatik pasaport verilmesini gerektiren vazifelerden başka 
herhangi bir resmi vazife ile veya kendi hesaplarına yabancı ülkelere gittikleri zaman 
verilir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu 
Kurulu üyeleri için, T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilme ve emekli keseneklerinin bu 
derecelerden kesilmesi şartı aranmaz. Bunlardan emeklilik veya çekilme sebepleri ile 
vazifelerinden ayrılmış olanlara da bu nevi pasaport verilir." ifade edilmiştir. 
Pasaport kanununda da açıkça belirtildiği gibi KADRO DERECESİ 1, 2 ve 3 olan tüm öğretim 
elemanları hususi damgalı pasaport yani yeşil pasaport alabilir. Ancak, 2914 sayılı 
Yükseköğretim Personel Kanununa ekli ek gösterge cetvelinde öğretim elemanları arasında bir 
derece sınıflandırılması yapılmıştır. Dolayısıyla, özlük hakkı olarak kıdem aylığına esas derece 
kademesi 3 üncü dereceden düşükte olsa eğer ki öğretim elemanının işgal ettiği kadro şayet 3 
ten düşük bir derece değilse bu öğretim elemanları da hususi damgalı pasaport alamazlar. Bu 
kişilerin görevli oldukları üniversitelerde insan kaynakları birimleri ile iletişime geçerek 
derecelerinin değiştirilmesini talep etmeleri gerekir. Bu bağlamda, söz konusu durumda öğretim 
görevlisi kadrosunda yer alan kişiler için bu eşitsiz durumun giderilmesi ve kendilerine de 
aileleri ile birlikte yeşil pasaport hakkı tanınması talep edilmiştir. 
Akademisyenler ile ilgili gündeme getirilen ve önem arz eden bir diğer konu da sözleşme 
yenileme/ sözleşmeli çalışma konusudur. Özellikle “Araştırma Görevlisi”, “Dr. Öğretim Üyesi” 
kadrolarında çalışan akademisyenler sözleşmeli olarak çalıştıklarından sürekli mobbinge maruz 
kalmakta, haksızlığa uğramakta ve tehdit edilmektedirler. Dolayısıyla söz konusu durumun yol 
açtığı mağduriyetlerin önlenebilmesi adına sözleşme durumunun ortadan kaldırılması ve 
akademik teşvik yöntemlerinin değiştirilmesi önem arz etmektedir.


Dolayısıyla emek ve zamanı en iyi biçimde değerlendirmek, teknolojik yenilikleri ve 
gelişmeleri takip etmek, Uluslararası indeksli dergilerde yayın yapmak ve bilimsel toplantılara 
katılmak zorunda olan akademisyenlerin ekonomik zorluklar ile mücadele etmek zorunda 
kalmadan tüm emek ve çabalarını en iyi biçimde bilimsel çalışmalara ayırmak zorunda olmaları 
kendilerine sunulması talep edilen daha iyi ekonomik olanaklar ile mümkün olabileceği 
önerilmiştir. Bu bağlamda, akademisyenlerin ekonomik sıkıntılarının ortadan kaldırılması ve 
özlük haklarının iyileştirilmesi adına akademisyenlerin maaşlarında iyileştirilme yapılması 
talep edilmiştir.
3.1.2. Kamu İşçileri ve Meslek Kodu Mağdurları
Çalıştay kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili sorunlar kapsamında ele alınan diğer 
bir konu, 4/D sürekli işçilerden (696 KHK) fiilen yapılan işe uygun meslek kodunun 
güncellenmesi talebi ile ilgilidir. Özellikle kamuda alt işveren yanında çalışmakta olan işçilerin 
büyük çoğunluğunun 696 sayılı KHK ile 04.02.2018 tarihinde kamuda sürekli işçi kadrosuna 
alındığı belirtilmiştir.
Bu bağlamda; 375 sayılı KHK’nın geçici 23. Maddesinin 5. paragrafında belirtildiği üzere 
“Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve 
çalıştırıldıkları teşkilat ve birimlerde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi
kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilir.” Dolayısıyla söz konusu 
hükümden dolayı yıllarca fiilen gerçekleştirilen, mesleği veri giriş, tıbbi sekreter, yönlendirme 
gibi görevler olan ancak taşeron zamanında (ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetler) temizlik, 
çocuk bakım elemanı olarak görünen binlerce işçinin yer aldığı vurgulanmıştır. Söz konusu
işçilerin temizlik ve bakım elemanı olarak işe alınmadıkları bilinmektedir. Dolayısıyla ihale 
sürecinde meslek eleman alımı durdurulduğu için kurumların ihtiyacına istinaden ver giriş, tıbbi
sekreterlik, bilgisayar işletme işlerinin yapılması için işe alındıkları dile getirilerek

söz konusu durumda yaşanabilecek iş kazaları açısından sakıncalı olduğu 5510 sayılı yasanın
102. Maddesine de uygun düşmediğinden, yukarıda yer alan 5. Paragrafın çıkarılması ve 
yaşanan problemlerin çözüme kavuşturulabilmesi ile ilgili mevzuat düzenlenmesinin 
gerçekleştirilmesinin önem arz ettiği belirtilmiştir. Sonuç olarak, 696 KHK kapsamındaki pek 
çok kişinin meslek kodlarından dolayı mağdur olduğu bilinmektedir. Söz konusu problemin 
çözümüne yönelik aşağıda yer alan ve mali külfet içermeyen talebin içeriği yer almaktadır:
-Kurumlarda yıllarca gerçekleştirilen işlerin meslek kodu ile tutarlı olması,
-Gerçekten konu ile ilgili mağdurların tespit edilebilmesi açısından ve hak kaybı yaşamamaları 
adına bağımsız SGK müfettişlerinin denetimleri doğrultusunda en az 1 yıl süreyle çalışanın 
meslek kodunun yaptığı iş ile tutarlı bir biçimde güncellenmesi’dir.

 


3.1.3. Belediye Şirket İşçisi Zabıtaların 657 Kadro Mücadelesi
Toplumsal Beklentiler Çalıştayı kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili sorunlardan 
biri olarak belediye şirket işçileri zabıtaları ile ilgili konu ele alınmıştır. Bu bağlamda, belediye 
şirket işçisi zabıtaların “zabıta memuru” ile aynı işi aynı üniforma ile gerçekleştirmesi söz 
konusu olmaktadır. Ancak mevzuata aykırı olarak memur eli ile yürütülmesi gereken işleri 
yaparken “sözleşmeli memur” olarak algılanmaktadırlar. Söz konusu durum da sözleşmeli 
memurlara verilen kadro müjdesinden de yararlanamamalarını gündeme getirmektedir. 
Belediye Şirket Zabıtaları 1 Nisan 2018 tarihinde 696 KHK ile Taşeron şirketlerden Belediye 
İktisadi Teşebbüslerine geçirilen şirket işçileri olarak konumlanmaktadırlar.
Bu bağlamda; belediye şirket işçisi zabıtaların söz konusu soruna yönelik talepleri aşağıda yer 
almaktadır:
-Belediye şirket işçisi olarak aynı işi gerçekleştirdikleri zabıta memurları ile statü karmaşanın 
sona erdirilebilmesi adına aynı kadro olan 657 sayılı Devlet Memurları kadrosuna tabii olmaları 
talebidir.
3.1.4. Taşeron ve Belediye Şirket İşçilerine Yönelik Kadro Mücadelesi
Belediye Çalışanları ve Kamu Taşeron İşçileri Derneği’nin dile getirmiş olduğu, kamu kurum 
ve kuruluşlardaki problemlerden biri olarak karşımıza çıkan “Taşeron ve Belediye Şirket 
İşçilerine Kadro” konusu kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarında yaşanmakta olan 
adaletsizliklerin giderilmesi, iş barışının sağlanması, eşit işe eşit ücret politikasının izlenerek 
eşit sosyal hakların kazanılması gibi konular gündeme getirilmiştir. Söz gelimi; bir kamu 
kurumunda aynı işi yapan çalışanlar arasında, aynı projeye imza atan mühendisler arasında,
aynı iş makinesini kullanan işçiler arasında, aynı hizmeti veren hemşireler arasında hiçbir hak 
farklılığı olmaması beklenmektedir. Bu bağlamda, söz konusu konu çerçevesinde konuya 
yönelik talepler aşağıda yer almaktadır:
- 696 Sayılı KHK ile 2017 yılında kapsam dışında bırakılan, devletin asıl işini yapan taşeron 
çalışanlar ayrımsız ve eksiksiz olarak devlet kadrolarında istihdam edilmelidir.
- Ayrıca 600 Bin Belediye şirket işçisi ve 300 Bin Taşeron işçi kadro beklemektedir. Bu soruna 
yönelik çalışmalar gerçekleştirilmelidir.
- Yaklaşık 875 Bin personel ve aileleri ile birlikte 3 Milyonun üzerinde insanın beklentisi kadro 
taleplerinin yerine getirilmesi beklenmektedir.
- Söz gelimi; kamu bankalarında bir ayrım söz konusu olduğundan Ziraat Bankası ve Halkbank 
güvenlik görevlileri kadro almasına rağmen Vakıfbank güvenlik görevlileri taşeron olarak 
çalıştırılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu ikilik ile ilgili düzenlemeler yapılması gerektiği 
önerilmektedir.
- Benzer biçimde, Aile Sağlığı Merkezi’nde 5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu 3. Madde ile 
aynı zamanda yürütmede olan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği 22. Madde ve Aile 
Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği 18. Maddesine dayanarak Aile Sağlığı Merkezi 
için Yaratılan Gider Parasıyla tıbbi sekreter, acil tıp teknisyeni, ebe, hemşire ve temizlik 
personelleri 4857 Sayılı İş Kanunu’na göre yaklaşık 20.000 civarında çalışan aile hekimlerince 
istihdam edilerek görev yapmaktadırlar. Dolayısıyla görev ve sorumluluklar itibariyle 
Bakanlığa bağlı ancak özlük ve maddi haklar bakımından farklı bir statüde 
değerlendirilmektedirler. Asgari ücret ya da altında çalışan söz konusu kişiler açısından 
sorunların çözüme kavuşturularak kendilerine kadro hakkı tanınması ve iş güvencesi 
sağlanması talep edilmektedir.
- Konu ile ilgili bir diğer örnek de; Karayolları Genel Müdürlüğü Müşavir Firma çalışanları 
müteahhitlerin yapmış olduğu yol, köprü, tünel, viyadük gibi yapıları kontrol eden, mesailerinin 
tamamını Karayolları için harcayan çalışanlar kadro beklemektedir.
- 24. 12. 2017 tarihinde yayımlanan 696 sayılı KHK ile kamuda personel çalıştırılmasına dayalı 
ihale usulü sona erdirilmiş ve daha önce taşeronda çalışan yaklaşık 750 Bin İşçi kamu 
kurumlarında ve belediye şirketlerine 1 Nisan 2018 tarihi itibariyle aktarılmıştır. Diğer bir 
ifadeyle, ihale sayısındaki personel sayısı sürekli işçiler ile tamamlandığında işsiz kalma riskiyle karşı karşıya kalınmaktadır. Dolayısıyla da bu noktada kadro talebi gündeme 
gelmektedir.
Bu bağlamda, söz konusu durumda ve yukarıda bahsi geçen konuların çözüme kavuşturulması 
amacıyla gelecek ve refah açısından çalışma sorunlarının giderilmesi ve kadro haklarının talep 
edilmesi söz konusudur.
3.1.5.Üniversite Mezunu İşçilerin Kamu Kurumlarında Uygun Memur Kadrolarına 
Yerleştirilmesi
Çalıştay kapsamında gündeme getirilen konulardan biri de üniversite mezunu işçilerin kamu 
kurumlarında uygun memur kadrolarına yerleştirilmesi konusudur. Kamu kurum ve 
kuruluşlarında, Belediyelerde 4857 sayılı yasaya tabi olarak farklı unvan ve pozisyonlarda 
çalışmakta olan kişiler için bir yasa düzenlemesi gerektiği ve gerekliliği konusu gündeme 
getirilmiştir. Üniversiteli İşçiler Derneği tarafından gündeme getirilen söz konusu beklenti 
kapsamında; kamu kurum ve kuruluşlarında, bakanlıklarda, belediyelerde ve KİT’lerde daimi 
işçi statüsünde çalışan üniversite mezunu işçilerin yasal düzenleme ile isteğe bağlı olarak 
memur kadrolarına geçirilmesi talep edilmektedir.
3.1.6. Emekli Astsubayların Tazminatlarının ve Ek Göstergelerin Verilmesi
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği İstanbul İl Başkanlığı tarafından gündeme getirilen konu 
başlığı altında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) profesyonel insan gücünün önemli bir 
bölümünü oluşturan Astsubayların TBMM 27. Dönemi’nde gündeme gelen ancak seçimler 
nedeniyle müzakere edilemeden yarım kalan 2/5023 esas numaralı kanun teklifinin içinde 
astsubaylara ilave tazminat verilmesine dair madde hükmü yer almıştır. Söz konusu kanun 
teklifinin içinde yer alan İlave Tazminat ile ilgili maddedeki Astsubayların “Gösterge 
Rakamları”nın güncellenerek Kanun Teklifi’nin 2024 yılına girmeden tekrar Milli Savunma 
Komisyonu ve Genel Kurula getirilmesi talep edilmektedir. Ayrıca kabul tarihi 01/07/2022 olan 
7417 sayılı kanun ile devlet memurlarının ek gösterge rakamları yeniden düzenlenmiştir. 
Emniyet Hizmetleri Sınıfına 1800-2000 puana varan artışlar söz konusu olurken TSK 
personelinin tamamına 600 puan artış yapılmış ve bunun sonucunda hiyerarşik yapıya uymayan 
ve mağduriyete neden olan sonuçlar ortaya çıktığından ek göstergeler konusunda bir düzenleme 
yapılmak suretiyle 1. Derecede 4.200 Ek Gösterge’de olanların 5.400 ek göstergeye 
yükseltilmesi talep edilmektedir.
3.1.7. Uzman Çavuşların Talepleri
3269 Sayılı Kanun ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde Uzman Çavuş olarak görev yapmış, ailevi, 
sağlık ve mesleki nedenler sonucunda kendi isteğiyle sözleşme feshi yaparak mesleğinden 
ayrılan, 657 Sayılı Kanun’un ve 3269 Sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun ilgili maddeleri gereği 
atanmak isteyen Eski Uzman Çavuşlar, başta AFAD olmak üzere kamuda alanlarına uygun 
birimlerde yeniden çalışmayı talep etmektedir.
3.1.8. Yaş Mağduru Subay ve Astsubayların Talepleri
22 Mart 2011 Tarihine yürürlüğe giren 6191 Sayılı Kanun’la 926 sayılı TSK Personel Kanununa
eklenen Geçici 32. Madde hükümlerinden yararlanmak üzere müracaat edenlerden 1542 YAŞ 
mağduru Subay ve Astsubayın müracaatı kabul edilmiştir. 12.12.2010 Anayasa Referandumu 
ile YAŞ kararlarına yargı yolu açılmış ancak geriye uygulama olmadığından 28 Şubat YAŞ 
mağdurları bu haktan faydalanamamışlardır.
3.2. Genç ve Adölesanlar İle İlgili Sorunlar
Toplumsal Beklentiler Çalıştayının gençler ve adölesanlar ile ilgili sorunlarına değinildiği 
bölümünde uyuşturucu bağımlılığı ve diploma denklik gibi konular ele alınmış, söz konusu 
sorunlara çözüm önerileri sunabilmek amacıyla bazı taleplerde bulunulmuştur.
3.2.1. Uyuşturucu Bağımlılığı
Gençlerin en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkan uyuşturucu bağımlılığına ilişkin 
veriler İç İşleri Bakanlığı ve Narkotik Suçlar ile Mücadele Başkanlığı raporlarına dayanılarak 
gündeme getirilmiş, konuya yönelik bir takım çözüm önerileri sunulmuştur. Bu bağlamda; 
2018-2023 Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı kapsamında, 
uyuşturucu kullanımının önlenmesine yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının öncelikli 
sorumlusu Millî Eğitim Bakanlığı olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte multidisipliner bir 
yaklaşımla eşgüdüm içerisinde yürütülen önleme çalışmalarında;
-Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
-Gençlik ve Spor Bakanlığı,
- İçişleri Bakanlığı,
-Sağlık Bakanlığı ve
-Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin faaliyetleri bulunduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, İç İşleri Bakanlığı’nın güncel raporlarına göre uyuşturucu ve terör arasında da önemli 
bağlantılar bulunmakla birlikte uyuşturucuya destek veren DHKP/C, DEAŞ, FETÖ/PDY, 
PKK/KCK gibi terör örgütlerinin faaliyetlerine yönelik sıklıkla operasyonlar düzenlenmekte ve 
gerekli önlemler alınması konusunda çaba sarf edilmektedir. Özellikle sosyal medyanın zaman 
ve uzam kavramını yok ettiği günümüzde gençlerin olumsuz içeriklere hızlı ve kolay bir
biçimde ulaşabilmesi, sosyal medyanın kişileri ve grupları etkileyebilme ve yönlendirebilme 
gücü, çocukların sosyal medyanın olumsuz içeriklerine karşı savunmasız olmaları gibi 
nedenlerden ötürü uyuşturucuya başlayabildikleri ifade edilmektedir. Dolayısıyla özellikle 
gençleri ilgilendiren söz konusu toplumsal soruna yönelik aşağıda yer alan önlemlerin alınması 
gerekliliği hususu çalıştay kapsamında yeniden gündeme getirilmiştir:
-Uluslararası Ticareti Engellemeye Yönelik Uygulamaların Artırılması
-Terör Örgütleri ile Etkili Ve Etkin Mücadeleye Devam Edilmesi
-Ailelerin ve Gençlerin Eğitilmesi
-Okullarda Sıkı Denetim Uygulanması
-Okul Çevrelerinde Sıkı Denetim Uygulanması
-Kamu Spotlarının Artırılması
-Medya Okuryazarlığı- Dijital Okuryazarlık ve Ebeveyn Okuryazarlığı konularında 
çalışmaların sıklaştırılması ve yukarıda bahsi geçen uygulamaların yaygınlaştırılması talep 
edilmektedir.
3.2.2. Diploma Denklik Mağdurları
Toplumsal Beklentiler Çalıştayı kapsamında Diploma Denklik Mağdurları Derneği’nin dile 
getirmiş olduğu üzere; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) 2020 yılına ait verilere göre 65.000 kişi, 
2022 verilerine göre ise 100.000 kişi diploma denklik sorunu yaşamaktadır. Bu bağlamda; 
Anayasa’nın 90. Maddesinde “Uluslararası anlaşmalar iç hukuk kurallarıyla ve 
yönetmelikler ile değiştirilemez.” hükmü yer almaktadır. Ayrıca Lizbon Eğitim Sözleşmesi 
gereğince YÖK’ün tanıdığı okullardan mezun olan öğrencilerin yine aynı sözleşmeye istinaden 
ve taraf olan ülkelerinde uyguladığı şekilde, kurulacak intibak komisyonlarının incelemesi 
akabinde (FETÖ & PDY ve sair terör örgütleri ile iltisaklı ve irtibatı bulunmayanlar için) fark 
dersi ve staj şeklinde yönlendirileceği bir üniversitede tamamlatılarak haklarının verilmesi 
şeklinde yapılabileceği dile getirilmiştir. Dolayısıyla çalıştay kapsamında diploma denklik 

sorunu yaşayan kişilerin almış olduğu dersler, diplomaları ve transkript belgeleri incelenerek 
Anayasanın 90. Maddesine ve Lizbon Eğitim Sözleşmesi’ne uygun olarak diploma 
denkliklerinin verilmesi talep edilmektedir.
Ayrıca Suriye Şam (Damascus) Üniversitesi Diş Hekimliği yalnızca 4 (dört) kişinin denklik ile 
ilgili belgeleri (dil belgesi, giriş çıkış belgeleri, onaylı transkript vb) sunulduğu halde 
denkliklerini alamamışlardır. Denklik belgelerini talep etmektedir.
3.2. Aile Birliği ve Korunması İle İlgili Sorunlar
Çalıştay kapsamında aile birliği ve korunması başlığı altında dile getirilen bir konulardan biri 
sosyal medya platformu kullanımı üzerinedir. Bu konu kapsamında aileleri, gençleri ve 
çocukları çevrimiçi platformlarda karşılaşabilecekleri riskleri önceden sezinleyebilecekleri 
bilince ulaştırmak ve konuya yönelik farkındalık oluşturmanın önemi dile getirmiştir. Bu 
bağlamda, özellikle YouTube’da cinsel içerikli subliminal içerikli mesajlar ve uyarıcıların nasıl 
önüne geçebileceği konusunda çeşitli öneriler getirilmiştir. Söz konusu öneriler aşağıda yer 
almaktadır:
-YouTube gibi sosyal ağlarda ebeveyn denetim araçlarını etkinleştirmek.
-Cinsel içerikli subliminal mesajlar, bilinçaltına yerleştirilen, zihinsel seviyede algılanabilen 
mesajlara yönelik bilinçlenmek ve farkındalık oluşturan çalışmalar gerçekleştirmek.
-Medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık konuları ile ilgili farkındalık çalışmaları 
gerçekleştirmek.
-Güvenli ve aile dostu platformların yaygınlaştırılmasını sağlamak.
- Özellikle gençler ve çocuklar için olumsuz örnekler oluşturabilecek durumlarda erişim 
sınırlandırmaları getirmek.
-Güvenli parola kullanımı ve güncellemeleri konusunda çalışmalar yapmak.
-Süresiz nafaka konusu toplumun önem verdiği konuların başında gelmektedir. Bilindiği 
üzere ‘’Nafaka’’ uygulaması 1988 yılında yapılan değişiklik ile süresiz hale geldi. 1988'e
kadar en fazla 1 yıl süre ile ödeniyordu. Medeni kanunda yapılan değişiklik sonrası süresiz 
hale getirildi. Halen süresiz olarak devam etmektedir.
-LGBT denen sapkın akının Aile kurumumuzu ve gençlerimizi zehirlemesinin önüne 
geçilmesi gerekmektedir.

3.4. Güncel Toplumsal ve Küresel Konular/ Sorunlar
Çalıştay kapsamında toplumu, dünyayı ilgilendiren güncel konuları ele almak ve söz konusu 
sorunlara ilişkin çeşitli çözüm önerileri geliştirmek de amaçlanmıştır. Bu bağlamda, toplumu
ilgilendiren problemlerden Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları ve Emeklilikte Yaşa 
Takılanlar sorunlarını dile getirerek söz konusu sorunlara yönelik çözüm önerilerini ve kanun 
tekliflerini dile getirmişlerdir.
3.4.1. Staj ve Çıraklık Sigortası Mağduriyeti
Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu’nun çalıştay kapsamında dile getirdiği 
sorun; 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu çerçevesinde 1980 ve 1990’lı yıllarda Meslek 
Liseleri ve Çıraklık okullarında iken zorunlu staj yaparak fabrikalarda, bankalarda, sanayiilerde
1-6 arası fiilen ücretli, bordrolu ve bir işverene bağlı olarak çalışmış kişilerin iş akdi ve SSK 
girişi yapılmış stajyer ve çıraklar olmaları konusudur.
Bu bağlamda, söz konusu başlıkta günümüzde mağduriyeti bulunan kişilere; zorunlu staj ve 
çıraklık yaparken SSK tarafından işe giriş tarihli tescil numaralı sigorta kartı verilerek 
sigortanın başladığı bilgisi verilmiş ancak ilerleyen dönemlerde SSK sistemine bakıldığında bu 
sigortanın 2000’li yıllardan itibaren ikinci bir tarih çıkarılarak kişiler mağdur edilmiştir. Bu 
bağlamda söz konusu soruna ilişkin talepler ve kanun teklifi aşağıda yer almaktadır:
- SSK veri sisteminde gerçek sayıların ve verilerin tespit edilerek 4A Tescilli olan kişilere 
gerçek tarihlerini temel olarak sigorta başlangıçlarının güncellenmesi.
- 5510 sayılı kanunun 41 maddesine K bendi ile eklenecek düzenleme ile K-3308 sayılı Mesleki 
Eğitim Kanunu kapsamında çırak, aday çırak, öğrenci statüsünde fiili çalışma ile işyerlerinde 
çalışmanın yapılması şartı ile ve iş girişleri 41 Kısa Vadeli Sigorta kapsamında gözüken kişiler 
için bu kanunun 18 yaşından önceki hizmetlerin borçlanmayacağına dair hükümleri madde 
kapsamındaki borçlanmalarda geçerli olmamak üzere, 4A Kısa Vade işe girişlerinin ilgili 
dönemde uzun vade işe giriş kabul edilebilmesi için en az 360 günlük borçlanmanın prime esas 
kazancın en alt sınırının iki katı olması şartı göz önünde bulundurularak, dileyen kişiler için 
Kısa Vade sürelerinin tamamını da borçlanma hakkı için seçme olanağı tanınmasına,
- Söz konusu borçlanma sonucunda Kısa Vade işe girişlerin uzun vade işe giriş olarak işe giriş 
tarihinden itibaren geçerli olmasına yönelik bir kanun teklifi sunulmaktadır.
- Ayrıca 5510 sayılı kanunun 4. Maddesine aşağıdaki hüküm eklenerek;
- G-3308 sayılı kanun kapsamındaki çırak aday, çırak ve öğrenci statüsünde olan kişilerden, 

okul ve iş yerlerinde fiili çalışma olması şartı ile Kısa Vade primlerinin yatırılıp yatırılmamasına 
bakılmaksızın çalışanlar için geçerli olması önerisi de gündeme getirilmiştir.
3.4.2. Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT)
Çalıştay kapsamında değinilen konulardan biri de 5000 prim gün ve 3600 Kısmi Mağdurları 
olarak emeklilikte yaşa takılan kişilerin konuya yönelik önerileri ve talepleridir.
08.09.1999 öncesinde SSK kanunu hükümlerine göre uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak 
4/A statüsünde işe giriş yaparak çalışmaya başlayan kişilerin söz konusu tarihte ilgili kanun 
hükümlerine göre emeklilik şartları aşağıda yer almaktadır:
- Kadın 20 / Erkek 25 yıl sigortalılık süresini doldurmuş olmak.
- 5000 gün primi tamamlamak.
- Kısmi emeklilik için ise 4/ A 3600 gün prim ve 4/ B 5400 gün prim tamamlamış olup Kadın 
50/ Erkek 55 yaşını doldurmuş olmak şeklindeydi.
Ancak 08.09. 1999 tarihinde ve sonrasında çıkmış olan yasalar doğrultusunda yukarı yer alan 
şartlara ilave olarak normal emekliliğe 5975 güne kadar değişen prim ilavesi yapılmış aynı 
zamanda bir de yaş sınırı ilavesi getirilmiştir. Kısmi emeklilikte yaş sınırına Kadın 58/ Erkek 
60 yaşına çıkarılacak biçimde yaş ilavesi yapılmıştır. Son olarak çıkarılan EYT yasası ile 
normal emeklilikte yaş sınırlaması kaldırılmış fakat diğer şartlar ise değiştirilmemiştir. Bu 
bağlamda, yasanın sadece yaş şartı kaldırılmış olarak çıkması birçok kişinin prim günlerini 
tamamlamak amacıyla borçlanmasına neden olmuştur. Ancak söz konusu durum için herhangi 
bir olumlu gelişme söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla konu ile ilgili olarak yer alan talep 
aşağıda yer almaktadır:
- Seçimlerden hemen sonra “ekonomik toplumsal talepler” çerçevesinde yapılacağı duyurulan 
çalışmaların gerçekleştirilmesi,
- 5000 ve kısmi mağdurların yukarıda belirtilmiş olan sorunların çözümüne ilişkin gerekli 
düzenlemelerin yapılması.,
3.4.3. İmar Barışı ve Yaşanan Mağduriyetler
“Toplumsal Beklentiler” çalıştayı kapsamında İmar Barışı Mağdurları Platformu imar barışı ve 
yaşanan mağduriyetler ile ilgili sorunları gündeme getirmiştir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2018 yılında çıkarılan “İmar Barışı” yasası yüzbinlerce ailenin 
zor durumda kalmasına neden olmuştur. Dolayısıyla yapı kayıt belgesi alan ve sonra belgesi 

haksız yere iptal edilen binlerce vatandaşın bu süreçte yaşadığı zorluklar ve mağduriyetler söz
konusu olmuştur. Bu bağlamda; 2018 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılan 
“İmar Affı” ve kamuoyunda ise “İmar Barışı” olarak bilinen yasanın mağduru olan ailelere ağır 
para cezaları kesilmiş, kendilerine davalar açılmış ve evleri hakkında yıkım kararı çıkarılmıştır. 
Ülkenin hemen hemen şehrinde yaşanan söz konusu mağduriyetler, telafisi olmayan yıkım 
kararlarının alınması, vatandaşların maddi ve manevi olarak büyük sıkıntılar yaşaması; kişilerin 
devlete küsmesine neden olacaktır. Bunun en büyük nedeni de “imar barışı” adı altında yer alan 
hatalardır. Bu bağlamda; 3 milyon civarında yapı kayıt belgesinin iptal edilmesinin beklendiği 
ifade edilmekle beraber; başvuruların kontrol edilmeden, vatandaş- yasa hakkında yeterince 
bilgilendirilmeden beyan esas alınarak e-devlet üzerinden yapılması büyük mağduriyetlere yol 
açmaktadır. Süreç içerisinde başvurular e-devlet üzerinden tapu bilgileri, tapu alanı, yapı alanı, 
rayiç değer sınıfına göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kurulan online bir sistem 
üzerinden yapılmaktadır. Başvuran kişiye “onay” mesajı gelerek ödeme bedeli bildirilmiş, 
ödemesini Ziraat Bankası’na yaptıktan sonra “Yapı kayıt belgeniz oluşturulmuştur” mesajı 
yollanmış ve sistem üzerinden belgeler çıkarılmıştır. Başvuru e-devlet üzerinden yapıldığından 
başvuru sırasında vatandaşa teknik birimler tarafından konunun teknik, hukuksal ve cezai 
boyutu anlaşılmamış ve yeterince bilgilendirme yapılmamıştır. Bu bağlamda söz konusu bilgi 
eksikliğinden kaynaklanan mağduriyetler de söz konusu olmuştur. Diğer bir deyişle; İmar 
Barışı ile ilgili bilgiler yazılı ve görsel basında, reklam filmleri, kamu spotları, tanıtım 
broşürlerinde 31.12.2017 tarih vurgusu olmadan yayınlanmıştır. Son başvuru ve ödeme 
tarihlerinin iki defa uzatılması halk tarafından yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiş ve süre 
uzatılınca 31.12.2017 milat tarihinin ötelendiği zannedilmiştir.
Konu ile ilgili çok sayıda yaşanılan sorun ve mağduriyet söz konusu olduğundan, bu 
mağduriyetlere ilişkin maddeler özetlenerek madde haline getirilmiştir. Bu maddeler aşağıda 
yer almaktadır:
- Reklam filmlerinde, iptallerde en önemli kriter olan 31.12.2017 tarihine vurgu yapılmaması.
- İmar Barışı tanıtım broşür/ müracaat kılavuzunda 31.12.2017 öncesi vurgusunun
yapılmaması.
- İnşaat başlama ve bitiş tarihinin başvuru formunda olmaması.
- Başvuru sırasında kontrol ve denetim mekanizmasının olmaması.
- Numarataj talebinde ilgili belediye/ idare kontrolsüz numara vermesi.

- Yapı kayıt belgeleri ilgili belediye/idareye verildiğinde, emlak beyanı verildiğinde denetime 
tabi tutulması.
- Başvuru ve ödeme tarihin 2 defa uzatılması.
- Başvuruların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurduğu bir sistem üzerinden online 
yapılması, e-devlet üzerinden yapılan başvuruların sistem tarafından onaylanması.
- Yapı kayıt belgelerinin sistem üzerinden oluşturulması ve vatandaşlara e-devlet sistemi 
üzerinden ulaştırılması, bu sırada başvuru kriterlerinin sağlanıp sağlanmadığına dair gerekli 
kontrollerin yapılmaması.
- Yapı kayıt belgelerinin iptal etme yetkisinin sonradan Çevre Şehircilik İl Müdürlüklerine 
devredilmesi, bu konuda yönetmeliğin sonradan hazırlanması, il müdürlüklerinde dahi yasanın 
tam olarak anlaşılmaması, bu nedenle iller arasında uygulama farklılıklarının oluşması.
- Yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte, başvuruların başlamasına rağmen illerde denetlemenin 
nasıl yapılacağı, hangi kriterlere dayanarak, ne tür deliller ile iptallerin yapılacağı, kim 
tarafından kontrol edileceği konusunda bir tebliğin bulunmaması, fakat vatandaşın tüm teknik 
ve hukuki detayları bildiğinin kabul edilmesi.
Yukarıda yer alan sorunlardan dolayı oluşan mağduriyetlerin giderilebilmesi adına oluşturulan 
talepler ve getirilen öneriler maddeler halinde sunulmaktadır:
- Alınan her yapı kayıt belgesinin geçerli sayılması açısından yeni bir ödeme miktarı 
belirlenebilir, ödemesini yapanın belgesi aktif hale getirilebilir.
- Başvuru yapmış ama ödeme yapmayanlar hakkını kullanabilir.
- Başvuruyu yapmamış kişiler başvuru oluşturabilir.
- Arsa, bağ, tarla vb. vasfında olup üzerinde yapı olan hiçbir yer kayıtsız kalmayacaktır koşulu 
getirilebilir.
- İmar durumu gözetilmeksizin her yapı kayıtlı yere cins değişikliği zorunluluğu getirilebilir.
- Kat irtifakı tapulu yerler mecburi tutulup Kat Mülkiyetine geçmeye zorlanabilir.
- Yapı kayıt belgesi aldıktan sonra Zemin Tespit Tutanağı, Basit Röleve ve Görünüşler ile ilgili 
meslek erbapları tarafından çizilip İlgili İdare arşivlerine dijital ortamda kaydı sağalabilir. 
Sonradan eklenti, kat ilavesi yapanların tespiti kolaylaşır ve yasal işlem yapılabilir.

- Zemin Tespit Tutanağı ve Basit Röleveler sayesinde Yapı Kayıt Belgesi iptal olmayanların da 
yanlış m2’leri ortaya çıkacak ve güncelleme yapmak zorunda kalacaklardır.
- Bu durumda ilgili belediye/idareler Emlak vergisi, çevre vergisi toplayabileceklerdir.
- Kira beyannamesi vermeyenler bu sistem sayesinde vermek zorunda kalacaktır.
- Tüm bu işlemler sonucunda gerek ilgili meslek grupları, gerekse tapu ve kadastro 
müdürlüklerine, ilgili belediyelere kaynak sağlayacaktır.
- En önemlisi de devletimizin Maliye ve Hazine kasasına ciddi bir kaynak sağlanacaktır.
- İstismarcılar, rantçılar ve kamuya zarar verenleri ayırmak suretiyle; vatandaşların kendi tapulu 
yerlerine yaptıkları iskan amaçlı yapılara acilen çözüm bulunabilir.
- Tarih güncellemesi ile 31.12.2017 milat olan tarih, ileri bir tarihe (söz gelimi, 31.12.2021
tarihine) ötelenebilir.
3.4.4. Bedelli Askerlik Mağdurları
Toplumsal Beklentiler çalıştayında dile getirilen önemli sorunlardan biri de bedelli askerlik 
mağduriyetidir. 2019 yılında değişen Askerlik Yasası pek çok gencin mağdur olmasına neden 
olduğundan aşağıda yer alan talepler gündeme getirilmiştir:
-Aylık ve günlük cezaların bir kereye mahsus olmak üzere iptal edilmesi
2019 Tecil yaşının 29’dan 22’ye çekilmesi pek çok gencin durumdan habersiz olarak 
mağduriyetine neden olmuştur. Yeni çıkan yasaların hiçbirinin geriye yönelik söz konusu 
olmayacağı için söz konusu yasanın revize edilmesi talep edilmektedir. Çünkü gençler ağır 
aylık ve günlük cezalar ile karşı karşıya kalmıştır. Söz gelimi; güncel aylık cezalar 7.07.2023 
tarihi itibariyle 1785 TL olmuştur. Ayrıca 3 yıl kaçak ve bakaya bırakılmış genç aylık 64.420 
TL ödemek zorunda bırakılmıştır. Sonuç itibariyle bedelli affı mağduru olan gençler 122.351 
TL + 64.260 TL + 20.805 TL olmak üzere toplam 207.416 TL ödemek zorunda kalmıştır.
- Anaparanın makul bir seviyeye çekilmesi
07.07.2023 itibari ile Bedelli Askerlik ücreti 122.351 TL olarak belirlenmiştir. 6 ayda bir zam 
gelen enflasyon ile beraber bedelli askerlik ücreti gençlerin ödeyemeyeceği bir seviyeye 
ulaşmıştır. Dolayısıyla söz konusu durum özellikle asgari ücret ile geçinen bireyleri olumsuz 
etkilemiştir. Bu bağlamda söz konusu bedelli askerlik ücretinin memur maaşı ile endeksli 
olmayıp, asgari ücret ile endeksli olması talep edilmektedir.

- Kışlasız bedelli düzenlemesi yapılması
Yaş sınırı olmaksızın başvuru sayısının yüzbinleri bulacağı öngörüsü ile devlet hazinesine katkı 
sağlayacak olan bu düzenleme ile savunma, tarım, eğitim gibi öncelikli alanlarda kaynak 
oluşturabileceği ifade edilebilmektedir.
3.4.5. Ehliyet Affı
Adalet Bakanlığına dosyaları intikal etmemiş olan ve mesleği şoförlük olan vatandaşlarımız bir 
defaya mahsus, tekrarlandığında en az 2 katı süre ile ehliyetini alamama koşulu ve geri kalan 
sürenin parasal cezasını ödeyerek geniş kapsamlı bir ehliyet affı talep etmektedir.
3.4.6. Fahri Kuran Kursu Çalışanları
Kadrolu çalışanlar ile aynı işi yapmasına rağmen ücret, izin ve özlük hakları noktasında büyük 
sıkıntılar yaşayan Diyanet Fahri (geçici) Kur'an kursu öğreticileri, aynı kurum içinde 
ayrıştırılmak istemiyor ve kadro haklarının verilmesini talep etmektedir.
3.4.7. İŞKUR Toplum Yararı Projesi (TYP) Çalışanları
Dönemsel çalışma şekli olan İŞKUR çalışma standartlarının değiştirilmesi, bazı çalışma 
alanlarında yalnızca 8-9 aylık periyotlar ile belirlenmesi, en az ‘’şu kadar aylık çalışma’’ 
istenmesi ve işsiz kalınmasının istenmesi gibi zorlaştırıcı kriterlerin değişikliği ve gerektiğinde 
hem özel sektör hem de kamuda istihdamın önündeki engellerin kaldırılması talep edilmektedir.
3.4.8. Vakıfbank Güvenlik Görevlileri
Vakıfbank güvenlikleri 2019 yılında bankanın açmış olduğu pys güvenlik şirketi adı altından 
hala taşeron olarak çalıştırılmakta ve hiçbir sosyal haklardan faydalanamamaktadır. Sayıları 
fazla olmayan Vakıfbank Güvenlik Görevlileri taşeronluktan kadroya geçişi talep etmektedir.
Sonuç: Bu çalıştay’ın düzenlenmesinde emeği geçen ve çalışma gruplarında yer alan tüm 
katılımcılara içten teşekkürü bir borç biliriz. Aşağıda maddeler halinde yer alan konu ve sorun 
alt başlıklarını ise kamuoyu ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşarak kamusal çözüm ve 
politika üretimi konusunda ortak fayda sağlayacağına olan inancımız tamdır.
* Akademisyenlerin Yaşadığı Güncel Sorunlar
* Kamu İşçileri ve Meslek Kodu Mağdurları
* Belediye Şirket İşçisi Zabıtaların 657 Kadro Mücadelesi
* Taşeron ve Belediye Şirket İşçilerine Yönelik Kadro Mücadelesi
* Üniversite Mezunu İşçilerin Kamu Kurumlarında Uygun Memur Kadrolarına Yerleştirilmesi
* Emekli Astsubayların Tazminatlarının ve Ek Göstergelerin Verilmesi
* Uzman Çavuşların Talepleri
* Genç ve Adölesanlar İle İlgili Sorunlar
* Uyuşturucu Bağımlılığı
* Diploma Denklik Mağdurları
* Aile Birliği ve Korunması İle İlgili Sorunlar
* Güncel Toplumsal ve Küresel Konular/ Sorunlar
* Staj ve Çıraklık Sigortası Mağduriyeti
* Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT)
* İmar Barışı ve Yaşanan Mağduriyetler
* Bedelli Askerlik Mağdurları
* Ehliyet Affı
* Fahri Kuran Kursu Çalışanları
* İŞKUR Toplum Yararı Projesi (TYP) Çalışanları
* Vakıfbank Güvenlik Görevlileri
Türkiye Yüzyılında, 1 Avuç İnsan Platformu olarak çalıştay yer alan sorunlar ve taleplerin 
çözümü konusunda iş birliğine hazır olduğumuzu; araştıran, üreten, teknolojiyi kullanabilen, 
üretken, toplumla ve değerleriyle bütünleşen, yerel değerleri göz ardı etmeyen, zamanın 
değerini kavrayan, kendisiyle barışık, ülke meselelerine duyarlı bir yapı olarak konu ile ilgili 
tüm kişi, kurum ve kuruluşları çaba harcamaya ve uygulamaya davet ediyoruz.