Şanlıurfa Barosu Kent Ve Çevre Komisyonu'nun Basın Açıklamasıdır

Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesine bağlı Büyükalınlı Kırsal Mahallesi 1. ve 2. derece sit alanı olmasına rağmen iddiaya göre imara açılıp bazı kooperatiflere verildi. 200 kişinin yaşadığı geçimini tarım ve hayvancılık ile süren köyün imara açılmaya çalışılması köy sakinlerinin tepkisine neden oldu.

 

Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Büyükalanlı (Keşişlik) Mahallesi’nde belediye eliyle kamu gücü kullanılarak doğaya yapılan tahribata ilişkin kamuoyuna basın açıklamamızdır.

 

Saygıdeğer basın mensupları, değerli hemşehrilerimiz,

Bizler, bu topraklarda yıllardır emek veren, doğayla barışık bir şekilde yaşamını sürdüren Büyükalanlı Mahallesi'nin köy halkı olarak, bugün bizim için acı bir gündür. Yüzyıllardan beri atalarımıza ve birçok halka ev sahipliği yapan, tarafımızca korunan “Kaş” olarak tabir edilen doğa popülasyonumuza, höyüklerimize, mağaralarımıza belediye eliyle, kamu gücü kullanılarak ve yandaş kooperatifler uğruna müdahale edilmekte, yok edilmektedir.

İlgili alanlar, 2018 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan kararla köyümüz ve çevre köyler Sayburç, Ayanlar vb. II. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir. Bu statü, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında bölgenin özel koruma altında olduğunu ortaya koymaktadır. Buna rağmen burada yapılan müdahaleler, hukuka açıkça aykırıdır. 2863 sayılı Kanun’un 9. ve 17. maddeleri, sit alanına ilişkin iş ve işleyişi açıkça belirtmekte ve bu işlerin yapılması hâlinde suç işlendiğini ortaya koymaktadır.

Ancak buna rağmen bölgede yüzlerce zeytin ve fıstık ağacı kesilmekte, doğal yapı geri dönülmez şekilde tahrip edilmektedir. Anayasa’nın 56. maddesi “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” derken, aynı maddenin devamında “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek” devlete ve vatandaşa ortak görev olarak yüklenmiştir. Ancak bugün burada yaşananlar, yalnızca bir çevre felaketi değil, aynı zamanda bir hukuk ve anayasa ihlalidir.

Köy halkı olarak geçimimizi tarım ve hayvancılıkla sağlıyoruz. Fıstık ve zeytin ağaçlarımız, yılların emeğidir. Türkiye, 2024 yılında yalnızca fıstık ihracatından 200 milyon doların üzerinde gelir elde etmiş; bunun önemli bir kısmı Şanlıurfa’dan sağlanmıştır. Bugün bu ağaçların yok edilmesi, tarımsal üretim hakkımızın, mülkiyet hakkımızın ve ekonomik varlığımızın gasp edilmesi anlamına gelmektedir.

Sadece bu köyde kesilen binlerce fıstık ağacının ekonomik ömrü boyunca yaratacağı toplam değer yaklaşık 30 milyon TL’yi aşmaktadır. Bu zarar, sadece bugünü değil, gelecek 30 yılı da etkilemektedir.

Oysa bir yandan bölgedeki bazı tarımsal örgütler ve birlikler, Şanlıurfa’yı fıstığın ana vatanı olarak dünyaya tanıtmakla övünürken; diğer yandan onların suskunluğu ve bu yıkıma göz yumması da biz üreticileri derinden yaralamaktadır. Sözde üreticinin sesi olan bu yapılar, ne yazık ki bugün üreticinin yanında değil; rantın ve suskunluğun tarafında durmaktadır. Üretici örgütlerinin asli görevi, çiftçiyi korumak, doğasını ve emeğini savunmaktır. Fakat bugün gördüğümüz tablo, fıstık üreticisinin yalnız bırakıldığını ve hatta bazen üstü kapalı şekilde bu kıyıma ortak olunduğunu göstermektedir. Bu suskunluk, en az doğrudan yapılan tahribat kadar tehlikelidir.

Bölge, sulama imkânları kısıtlı olduğu hâlde kıraç arazide üretim yapılabilen nadir alanlardan biridir. Otlak alanlar da yok edilmekte; hayvancılıkla uğraşan onlarca aile geçim krizine sürüklenmektedir. Ama ne yazık ki coğrafyayı, tarihi, hukuku değil; sadece cüzdanlarını bilenler, köy halkının geçim kaynaklarını hiçe sayarak, sayılı otlak alanlarına dahi göz dikmiş; buraları rant odaklı kooperatiflere peşkeş çekmektedir.

Peki, kime ve ne karşılığında verilmiştir bu topraklar?

Belediyenin kamu kaynaklarını kullanarak bu kooperatiflerin altyapısını yapması, elektrik-su hattı çekmesi, yol açması… Bunların hepsi, kamusal gücün özel çıkarlara hizmet etmesi anlamına gelmektedir. Üstelik biz vatandaşların güvenliği ve refahı için gecesini gündüzüne katan değerli kolluk kuvvetleri, bu süreçte manipülasyona maruz bırakılmakta, rantçı yapıların kendilerini koruma kalkanı olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Bu, açık bir vicdan ve hukuk krizidir. Mazlumu oynayıp zulüm yapanlar günü kurtarabilir ama tarihin vicdanında asla temize çıkamaz.

 

Doğa popülasyonumuz olan “Kaş”; nesli tükenmekte olan çizgili sırtlan, dağ ceylanı, tilki, tavşan, yılan gibi canlıların yaşam alanıdır. Bu canlıların habitatı yok edilirken aslında bizim de yaşam alanlarımız, kültürümüz ve geleceğimiz yok edilmektedir. Bu bölgede telafisi imkânsız zararlar oluşmuştur.

Bizler köy halkı olarak soruyoruz:
Bu topraklarda yaşamayanlar, bu coğrafyanın ruhunu bilmeyenler; doğayı korumak yerine, nasıl olur da buraların talan edilmesine göz yumar?

Bu doğa katliamına göz yummak, gelecek nesillere karşı işlenmiş tarihi bir suçtur.

Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz:
Yapmış olduğunuz devirler ve ihaleleri beşerî kanunların kılıfına uydurmuş olabilirsiniz. Ama doğanın kanunlarına aykırıdır. DOĞA AFFETMEZ. Bunu yakın zamanda yaşamış olduğumuz deprem, sel, yangın ve hâlen ülkenin bazı kesimlerinde yaşanmakta olan felaketlerle görüyor ve yaşıyoruz.

Doğanın dengeleriyle oynayarak bu hukuksuzluğu, bu çevre kıyımını, bu kamu zararı oluşturacak uygulamaları derhal durdurun.
Doğamızı, emeğimizi, hukuki haklarımızı ve köyümüzün geleceğini koruyun.
Bu topraklarda hukuka, doğaya ve insana saygı gösterin.

Bizler köylüler olarak, çocuklarımızın geleceği, yaşam hakkımız ve anayasal haklarımız için sonuna kadar mücadele edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.