Kurtoğlu: Urfa'nın sinemasal yönünü görmemek ancak körlükle açıklanabilir
Şanlıurfalı Şair-Yazar Mehmet Kurtoğlu: 'Urfa'nın sinemasal yönünü görmemek ancak körlükle açıklanabilir'
Gazeteci Cebrail Elmas, Şanlıurfalı Şair ve Yazar, Mehmet Kurtoğlu ile birlikte Türk Sinemasında Urfa adlı bir röportaj gerçekleştirdi.
İşte o keyifli röportaj...
Edebiyatın değişik alanlarında kaleme almış olduğunuz eserlerinizle sizi tanıyoruz. Şiirden hikâyeye, romandan tiyatroya, denemden incelemeye, biyografiden araştırmaya kadar birçok dalda eserleriniz mevcut.
Bu kadar geniş bir yelpazede yazmayı nasıl beceriyorsunuz?
-Ben edebiyata bütüncül bakıyorum. Dolayısıyla edebiyatın farklı dallarının aslında iç içe olduğunu, birbirini tamamladığını düşünüyorum. Herhangi bir konuyu en iyi hangi dalda yazabilirsem o dalda yazıyorum. Örneğin önüme bir konu mu geldi. O konuyu en iyi roman olarak mı yoksa hikâye olarak mı veya şiir olarak mı anlatabilirim diye düşünürüm. Ondan sonra en rahat anlatabileceğim alanı seçerim.Tabi burada kişinin yazma kabiliyetini de unutmamak gerekir.
Her yazar her alanda yazamaz ve her alanda başarılı olamaz. Ancak edebiyatımızın farklı dallarda kalem oynatan birçok yazar var. Örneğin nazım Hikmet, Necip Fazıl ilk aklıma gelen yazarlar. Bunlar şiirden hikâyeye, romandan tiyatroya, denemeden senaryoya, biyografiye kadar birçok dalda eser vermişlerdir. Aynı zamanda birçok konuda yazmışlardır. Ben de bir konuyu hangi dalda iyi anlatabiliyorsam o dalda yazma çabası içinde oldum her zaman.
-Yanılmıyorsam sizin de farklı konularda eserleriniz mevcut. Şehir tarihi, vakıf, teoloji, sinema, edebiyat…
- Çocukluğumdan beri farklı alanlarda okuyorum. Sağ sol, doğu batı demeden ilgimi çeken her alanda okumalar yapıyorum. Ancak derinleşmediğim alanlarda kesinlikle kalem oynatmadım. Tabi güçlü bir teoloji ve edebiyat birikimim var. Felsefe en çok ilgimi çeken konuların başında geliyor. Teleolojiyi felsefe ile desteklediğiniz zaman daha derinlikli, daha ayakları yere basan fikirlere ve düşüncelere sahip oluyorsunuz. Teolojisiz ve felsefesiz sanat olmaz.
Aynı zamanda şehir üzerine yoğunlaşırken tarih okuması yapmam gerektiğini hissettim. Özellikle İslam tarihi ve Ortaçağ okumaları yaptım. Diyebilirim ki İslam tarihinde görmedğim çok az kaynak eser vardır. Bir de insan bazen aynı konu üzerine okuduğunda bir doyuma ulaşıyor ve farklı konulara geçmek gereği hissediyor. Belli zamanlarda belli konulara yoğunlaştığım için sık sık alan değiştiririm. Ancak klasik romanları okumaktan hiçbir zaman vazgeçmedim. Halen de okuyorum…
-Şehir tarihi dediniz, bu çalışmalarınız içinde Urfa önemli bir yer tutuyor. Bir de genel olarak şehir düşüncesi ve felsefesi üzerine yazıyorsunuz. Şehir üzerine neler söylersiniz?
-Benim ilgi alanlarımdan biri şehirdir. Önce doğup büyüdüğüm Urfa ile başladı bu ilgi daha sonra genel anlamda şehirlere ve şehir düşüncesine evirildi. Urfa üzerine onlarca kitap yazdım. Vefasız bir şehir olduğu için bu kitaplarım içerden daha çok dışarıda ilgi gördü. Halen Urfa ile ilgili yayınlanmamış onlarca kitabım bekliyor. Yayınlama içimden gelmiyor. Yayınlansa şehrin ufkunu açacak kitaplar.
Çünkü ben folklorik eserler yazmıyorum, şehir felsefesi, şehir sosyoloji yapıyorum. Son on beş yıldır Ankara7da yaşıyorum. Benim Ankara’ya da vefa borcum. Çünkü Ankara benim ikinci şehrim. Bu şehir üzerine de okumalar yaptım, kitaplar yazdım. Sonra İstanbul! Ben İstanbul’u hayal şehrim olarak görürüm. Orada da yaşanmışlıklarım var. İstanbul bana her zaman ilham veren şehirdir. İstanbul’a gittiğim zaman ya bir şiir ya bir yazı ile dönerim. Urfa’yı yazarken bir şeyi keşfettim. Tarih bilmeden bir şehir yazılmıyor.
Sonra şehir felsefesi, şehir düşüncenizin güçlü olması gerekir. Şehre hem içerinden hem dışarıdan bakmak gerekir. Tek yönlü bakış şehri size yanlış tanıtır. Bu yüzden ben şehre hem içeriden hem dışarıdan baktım. Hem övülecek noktalarını dile getirdim hem yerilecek noktalarını. Böylece şehri olduğu gibi anlattım.
Kimi okuyucularım benim bu yaklaşımımı bir çelişki olarak görüyor. Oysa bu bir çelişki değil. Bizatihi tercih ettiğim bir metot! Çünkü günümüzde kadim şehirlerimiz sancılı olduğundan, büyük değişim ve dönüşüm yaşadığından insanlar şehre nostaljik yaklaşıyor, şehir seviciliği yapıyor. Gün şehir seviciliği yapılacak gün değil. Eleştirel akılla şehirlerin tahlil edileceği tanımlanacağı gündür.
-“Eski dünyaya seyahat” kitabınızla gezi, “Ezelden Urfa” kitabınızla şehir dalında ödül almış bir yazarsınız. Urfa, İstanbul, Ankara ve gezip gördüğünüz diğer şehirler. Ayrıca kaleme aldığınız gezi kitaplarınızla günümüz edebiyatımızda ismi olan bir yazarsınız. Bu konuda neler söylersiniz.
-Ben gezmeyi seven bir insanım. Özellikle son yirmi yıldır on dört on beş ülke dolaştım. Bazı ülkelere birkaç defa gittim. Bazı şehirlere ziyaretimin sayısını unuttum. Türkiye’de gezmediğim şehir hemen hemen kalmadı. Halen de geziyorum. Bu gezilerim bana büyük bir ufuk kazandırdı. Farklı insanlar farklı coğrafyalar gördüm. Savaş öncesi ve sonrası Suriye’yi, devrim öncesi Mısır’ı gördüm, balkanları karayoluyla bir uçtan bir uca dolaştım. Kazan, Kırım’ı gördüm. Bütün bunlar bana büyük bir düşünsel zenginlik kazandırdı. Ben şehirleri ve ülkeleri gezerken yazarım.
Her gezi dönüşü bir yazı veya bir kitap çıkar çıkar. Çünkü şehirler tıpkı kadınlar gibidir insana büyük ilhamlar verir. Zaten ilham almadığım hiçbir şehri yazmadım, yazamam da…
Gezi edebiyatı ülkemizde oldukça popüler bir seviyeye ulaştı. Çünkü insanımız artık yurt dışına çok rahat çıkabiliyor. Ancak gezi kitapları ve yazılarına baktığımda bunların daha çok rehberlik bilgilerinden öteye geçmediğini görüyorum. Şehirlerin fotoğrafını çekiyorlar yazıyla. Şehirlerdin fiziğini metafizikle birleştiremiyorlar. Şehre metafizik açıdan baktığınızda ancak ruhunu görebilirsiniz. Şahsen ben şehirlerin görünün yüzlerinden daha çok o şehri besleyen ruha bakıyorum…
Gezi yazılarımın ve şehir üzerine yazılarım ilgi görmesini de bu bakış açısına bağlıyorum.
-2022 yılı aralık ayında Sine-masal Urfa” adlı kitabınız yayınlandı. Daha önce de “Türk Sinemasında Urfa” adlı bir kitabınız mevcuttu. Bu iki kitabınız hakkında neler söylersiniz?
Türk Sinemasında Urfa 90’lı yıllarda başladığım ancak 2015 yılında yayınladığım Urfa’daki sinema salonları, oyuncu, yönetmen, senarist ve yapımcıları anlatan bir kitap. Bu kitap Urfa’nın sinema potansiyelini günyüzüne çıkaran kaynak bir eser. İlk baskısı 350 sahifeydi. Ancak kitap yayınlandıktan sonra araştırmamı daha derinleştirdim. Bu defa hem içerik hem hacim olarak kitap neredeyse ikiye katlandı. Ayrıca ilk baskıda yer alan bazı bilgi tashihi yapma gereği hissettim.
Eklemeler ve çıkarmalar yaptım. Kitap yeni bir şekil alınca “Sine-masal Urfa” adıyla genişletilmiş şekilde yayınladım. Türk sinemasında Urfa kitabında 49 film tanımlanırken Sinemasal Urfa’da 84 film tahlil edilmiştir. İlkinde 12 dizi yer alırken ikincisinde 18 dizi anlatılmıştır.
Türk Sinemasında Urfa’da 32 oyuncu, yapımcı, senarist yer alırken “Sine-masal Urfa”’da 70 oyuncu, senarist, yönetmenve yapımcı yer almıştır. Yine bu kitapta özellikle Urfa belgesellerine geniş yer verilmiş, daha önce yalnızca keçenin teri belgeseli yer alırken bu kitapta on iki belgesel tanıtılmıştır. İlkinde 15 diziye yer verilirken bu kitapta 18 diziye yer verilmiştir. Ayrıca ilkinde kullanılan arşiv fotoğraflarının büyük bir kısmı değiştirilmiştir. Yeni fotoğraflar eklenmiştir. İlk defa bu kitapta isimleri geçen oyuncu ve yapımcılara yer verilmiştir.
-Çünkü bu kitap uzun bir araştırma ve emek sonucu kaleme alınmış. Bu kadar belgesi nasıl bir araya getirdiniz? Bu kitabı çalışırken neler hissettiniz? Dikkatinizi çeken bir şey oldu mu?
-Bu kitap hem yorucu hem zevkli bir kitap oldu benim için. Bu kitap yalnızca metinlerden oluşan bir eser değil. Aynı zamanda sinema afişleri, lobi kartları, kamera arkası fotoların yer aldığı bir eser. Urfa’da çevrilmiş filmlerin yönetmenlerine, oyuncularına vefat etmişse çocuklarına ulaşmaya çalıştım. Mesela Cemil Cankat’ın torunu Faruk beye, Hüseyin Peyda’nın kızı Mübeccel Hanım’a, Yönetmen Yılmaz Atadeniz’e ulaştım. Örneğin Hüseyin Peyda’nın "Mezarımı Taştan Oyun" filminin kopyasını Yılmaz Atadeniz bana verdi.
Peyda’nın fotoğraflarını, kızı Mübeccel Hanım’dan aldım.
Bazı afişleri arşivci Vadullah Taş’tan aldım. Mehmet Akan’ın kızı Şirvan Hanım’ın babasının fotoğraflarını paylaştı. Rahmetli Yücel Çakmaklı ile bir Urfa ziyareti sırasında Minyeli Abdullah ve Urfa sineması üzerine konuşmuştum. Bütün bunlar kitabı hazırlamamda büyük kolaylıklar sağladı. Milli Kütüphane’de sinema dergilerini taradım. Kitabın ilk baskısını gören birçok kişi bana ulaşıp bilgi ve belge verdiler.
Bu kitabı çalışırken dikkatimi çeken noktalardan biri 1968 Türkiye Güzeli bir Urfa kızın seçilmesi. Mine Kürkçüoğlu Vargı. Mirkelam’ın babası Nazım Mirkelam’ın polisiye romanlar yazıp bireysel çabalarla film çekmesi en çok dikkatimi çeken nokta oldu.
Ben iki bin yıllık Urfa kültür hayatını yazmıştım ama polisiye roman yazan ve film çeken Nazım Mirkelam’ın ismine çok geç ulaşmıştım.
-Sizi Sine-masal Urfa’ya yönlendiren şey ne oldu?
- Ben bir sinema çocuğuyum. Urfa’da çevrilen birçok filmin kamera arkasına tanık olmuş biriyim. Sinema zaten hayatımda vardı. Ancak sinemasal Urfa’yı yazma fikrim çok sonraları oluştu. Bunu kitabımın önsözünde yazdım. Sonra Urfa sinemasal bir şehir! Urfa sinema için hazır bir plato. Hem sosyolojik hem kültürel hem de mekân açısından sinema için biçilmiş kaftan.
Sinema gözüyle Urfa’ya baktığınızda her taşı, her mekânı anlam kazanıyor. Bu şehrin sinemasal yönünü görmemek ancak körlükle açıklanabilir. Urfa sinema potansiyelini gerçek anlamda kullanamıyor. Bugün yanı başımızdaki Gaziantep sinemacılara sponsorluk yaparak şehirlerinde film çekilmesini sağlıyorlar. Urfa ise bu konuda sinemacıları uzaklaştırmak için her yola başvuruyorlar. Ben geçmiş yıllarda sinemacıların setlerinin basıldığını biliyorum.
Urfa 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda Türk sinemasının müstesna çekim mekanıydı. En çok filmler bu yıllarda çekilmiştir. Ancak bugün cahil yöneticiler yüzünden Urfa bu potansiyelini çevre illere kaptırmıştır. Urfa sinemacıları Urfa’da film çekmeleri için teşvik etmelidir. Çünkü günümüzde görsellik ve sinema oldukça önemlidir. Turizme büyük katkısı vardır. İyi kötü, Çirkin filminin çekildi İspanya’daki mezarlık sahnesi dahi turizme kazandırılarak büyük gelir elde edilmektedir. Urfa’nın sinemasal mekanları neden turizme açılmasın? Neden filmciler teşvik edilmesin?
-Sanıyorum araştırmalarınız halen devam ediyor mu?
-Bu tür araştırma kitapları hiçbir zaman bitmez. Çünkü sinema halen sosyal hayatın bir parçası yeni oyuncular, yapımcılar, yönetmenler çıkıyor. Urfa’da yeni yeni filmler çevriliyor. Bu eserimiz biz ölene kadar devam edecek. Bizden sonra gelenler bunun üzerine yeni şeyler koyacaklar. Biz temeli attık. O kadar...
- Sinemasal Urfa’dan sonra da yeni isimlere ulaştınız mı?
-Evet üç yeni isme daha ulaştım. Örneğin Nilgün Ceylan adlı Urfa-Suruç doğumlu bir kadın oyuncuya ulaştım. Yüzlerce filmde oynamış. Erotik filmlerin birçoğunda rol almış. Başka yeni isimler de var… kitap ikinci baskıya girince bunları da ekleyeceğim.
-Yanılmıyorsam en çok ilgi gören kitaplarınızdan biri budur.
-Evet sinema kitabım çok ilgi gördü. En çok aranılan kitap oldu. Üniversitelerin sinema bölümlerine girdi. Birçok kitap ve makalede atıf aldı. İlk baskısı beş bin bastı. Sözleşme dışı kaç adet basıldı bilemiyorum. Ancak “Sinemasal Urfa” gerçekten bu şehrin sinema potansiyelini açığa çıkarmıştır. Yine Urfa sineması hakkında sunduğum bildiriler ve Urfa’ya sinema müzesi açılsın diye yaptığım teklifler karşılığın bulmuştur.
Bunlar önemli şeylerdir. Karaköprü Başkanı sayın Metin Baydilli’yi hem Sinema Müzesi’ni açtığı hem de bu kitabı yayınladığı için tebrik ediyorum. Çünkü bu tür kitaplar ancak kurumsal destekle yayınlanabilir.
-Siz yalnızca Urfa sineması ile ilgilenmiyorsunuz. Bildiğim kadarıyla Yeşilçam sinemasına özelh bir ilginiz var. Yeşilçam’ın İmgeleri kitabınız bu ilginin ürünü, değil mi?
-Ben bir sinema çocuğuyum. Çocukluğum ve gençliğim sinemalarda geçti. Özellikle Yeşilçam sineması benim için nostalji. Unutamadığım filmler, kendimi bulduğum filmler… Bir siyah beyaz bir kuşağız. Siyah beyaz filmlerden renkli filmlere geçmiş bir kuşağız. Cüneyt Arkın ve Yılmaz Güney ideolojik kahramanlarımız… Türkan Şoray aşkımız… Yeşilçam’ın İmgeleri’nde benim hayatımda iz bırakmış filmlere ve oyunculara yer verdim. Tabi bu eserde de Urfalı oyunculara ayrı bir yer ayırdım. Çünkü onlar Urfa’nın sınırlarını aşmış artık Türkiye’nin meşhurları olmuşlardı… Hüseyin Peyda, Seyyal Taner, Nuri Sesigüzel, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses…
-Son olarak ekleyeceğiniz bir şey var mı?
-Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
Röportaj: Cebrail Elmas